Sayın SPE Üyeleri;

2001 yılı Ocak ayında bahsettiğimiz değişim bugün son aşamasına gelmiştir. Küreselleşme projesinin belki de en önemli ayağı olan Türkiye’deki değişimler beklenenden çok daha hızlı ve başarılı gelişmektedir. Kısaca küreselleşmeden bahsedersek, 2. dünya savaşının ardından ABD eski kıtada başka büyük bir savaş çıkmasını engellemek ve kıtadaki düşman ülkelerin bir arada barış içinde yaşamalarını sağlamak için Avrupa Birliği (o zamanki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğunun) kurulmasına ön ayak olmuştur. İlk etapta Almanya ve Fransa'nın yakınlaşmasını sağlayan bu projeye daha sonradan 4 kez veto yemesine rağmen İngiltere’de dahil edilmiştir. Soğuk savaş sonrasında tek güç kalan ABD’ye karşı başka bir kutup oluşturmak isteyen Almanya, AB’ni kullanmaya başlamıştır. Tam bu esnada Türkiye’nin adaylığı tekrar gündeme gelmiş fakat o zamanki Almanya Başbakanı Kohl tarafından (Clinton’un ricasına rağmen) adaylığımız red edilmiştir. İlk seçimlerde Kohl iktidarı kaybetmiş ve hakkında yolsuzluk davaları açılmıştır. Yeni gelen hükümetle birlikte adaylığımız kabul edilmiş ve Türkiye’de de bir çok reform niteliğinde değişiklikler yapılmaya başlanmıştır. İlk başlarda 3 ortaklı bir koalisyon hükümeti yüzünden yavaş ilerleyen değişim süreci, tek parti iktidarı ile söz verilen hızda ilerleyeceği umulmaktadır. Bu durum Almanya'daki muhafazakar kesimleri çok zor durumda bırakacaktır çünkü Almanya ve diğer Avrupa ülkeleri azalan nüfusları nedeniyle hem bir üretim merkezi hem de pazar olarak, ayrıca orta asya ve orta doğuya açılan bir kapı olarak Türkiye’ye çok fazla ihtiyaç duymaktadırlar. Fakat süper güç olma isteği doğrultusunda bu ihtiyacını Türkiye’yi içine almadan özel bir statü ile kendine bağlayarak çözmek istemektedir ki bu küreselleşme projesi ile ters düşen bir istektir.

Peki butun bu değişim esnasında birer Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan bizler ne yapmalıyız. Kolaycı yönden bakarsak ülkemiz zaten hepimizin yaşamayı istediği standartlara getiriliyor. Hiçbir şey yapmadan oturup olanları seyredebiliriz. Ama bunun çok büyük bir sakıncası olacaktır. O da değişimi yapanlar, işleri bittikten sonra her şeyi bize bırakıp gitmeyeceklerdir. Daha sonraki aşamada kültürel benlik değişimi söz konusu olacaktır. Bu noktada asıl görev sivil toplum kuruluşlarına düşmektedir. Çünkü sivil toplum kuruluşları ile bağlantısı olmayan kişilerin görüş ve düşünceleri etkin televizyon ve gazetelerin yönlendirmesini ile oluşmaktadır. Burada yapılması gereken sivil toplum bireyleri olarak çeşitli kaynaklardan bilgi toplayarak bunları analiz etmek, sonra yapılması gereken ve yapılacakları tespit edip bunları diğer üyeler ile paylaşmaktır. Bu tür bir davranış bireylerin daha bilinçli, duyarlı ve istekli olmasını sağlayacaktır ki, şu anda üstümüzde örtülü olan ölü toprağını üzerimizden atmamız için bu elzemdir.

Saygılarımla,

Mustafa Durusu

SPE Türkiye Şubesi Başkan Yardımcısı

<Back>